İnsanlar doğası gereği gerçekten bu kadar bencil ve kötü mü?
William Golding’in Sineklerin Tanrısı adlı kitabı, bir grup çocuğun ıssız bir adada medeniyetten uzak kaldıklarında zamanla nasıl vahşileştiğini anlatıyor. Aslında yazar insanın doğuştan tamamen kötü olduğunu söylemiyor, ama her insanın içinde — ne kadar iyi olursa olsun — bir miktar da kötülük olabileceğini göstermeye çalışıyor. Yine de kitap genel olarak oldukça karamsar ve insan doğasına dair negatif bir bakış açısı sunuyor. Ben bu kitabı Rutger Bregman’ın “İnsanlık – Temelde İyidir” kitabını okuduktan sonra okudum. Bregman bu kitapta Sineklerin Tanrısından sıkça bahsediyor ve Golding’in insanlara karşı çok kötümser bir yaklaşımı olduğunu söylüyor. Ona göre bu romanı okuyan birçok kişi, insanlara dair umudunu yitirebilir. Bregman, bu kurguya karşı gerçek hayatta yaşanmış bir olayı örnek veriyor. 1965 yılında Tonga’dan altı çocuk, küçük bir tekneyle denize açılıp bir fırtınaya yakalanıyor ve sonunda ıssız bir adaya düşüyorlar. Ama kitapta olduğu gibi vahşileşmek yerine, bu çocuklar kendi aralarında iş bölümü yapıyor, sebze bahçesi kuruyor, barınak yapıyorlar. Her sabah dua ediyor ve birlikte şarkı söylüyorlar. Yani aralarında kavga veya savaş çıkmadan, tam 15 ay boyunca dayanışma içinde yaşıyorlar. Bu olay, Bregman’ın da dediği gibi, insan doğasının aslında o kadar da kötü olmadığını gösteriyor. Zor zamanlarda insanlar yıkıcı değil, yapıcı da olabilir. Bu yüzden Sineklerin Tanrısı, güçlü bir roman olsa da, insan doğasına dair tek doğru bakış açısı değil.
